Şehr-i Varşova #Giriş

Evet, hadi Varşova şehrine daha yakından bakalım, hatta bakmakla kalmayıp gidip görelim. Burada yazamaya başladıktan sonra ‘bakma’ ile ‘görme’nin aynı şey olmadığını fark ettim. O meşhur deyimi tabi ki de biliyordum, lakin ‘bilmek’ ile ‘anlamak’ da farklı şeyler değil mi özünde? Neyse felsefeye karışmadan Varşova’ya dönelim…

Moja Warszawa (Varşovam)

Hakkında

‘Hakkında’ başlığı ile sosyal medya profiline benzediğinin farkındayım. Yapmak istediğim de tam olarak bu zaten. Polonya’nın neredeyse tüm şehirleri gibi Varşova da kendi karakterine ve kendine has bir atmosfere sahiptir.

Stare Miasto (Eski Şehir) Meydanı

Polonya’da sadece Varşova’da tecrübe edebileceğiniz hissî tecrübeler olduğunu size garanti edebilirim. Mesela diğer şehirlerde yaşayan Leh Halkı’nın Varşovalıları tanımlamak için kullandıkları ‘Warszawiak’ (Varşavyak) diye bir kelime var. Baştan uyarayım; sözlükte bulabileceğiniz bir kelime değil, belki argo deyimler sözlüğünde olabilir. Buradan anlayacağınız üzere bu Varşovalıların çok da tasvip ettiği bir söylem değil. Yani nazi selamı vermek gibi kanuni bir suç teşkil etmese de ayıp olabilir.

 

*Varşova Şehri ismini üstünde kurulu olduğu Varş Ovası’ndan alır. Varş Ovası yaklaşık 4000 km² bir alana sahip olup, doğuda Białystok Ormanları, kuzeyde Mazuri Yaylaları, güneyde Zakopane ve Krakow’dan uzanarak gelen Güney Dağları’nın kuzey etekleri ve batıda kesin çizgilerle ayrılmamakla birlikte Łódź Ovası bulunmaktadır. Ova Polonya’nın en büyük tahıl ambarıdır ve sulama büyük ölçüde Vistula Nehri aracılığı ile yapılır.

 

 

Şehrin Tarihi

 

 

Wars ve Sawa

Wars ve Sawa

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Balıkçı Wars ve karısı Sawa Vistula Nehri kenarında küçük kulübelerinde mütevazi bir hayat yaşarlarmış. Günlerden bir gün prens ancak bir prensten beklenecek bir başarısızlıkla kaybolmuş ve Wars ile Sawa’nın mütevazi kulübelerine sığınmış. Her fakir gibi Wars ve Sawa da bu tanrı misafirine iyi bir ev sahibi olmaya çalışmışlar. Rivayete göre bu misafirperverlikten çok etkilenen prens yaşadıkları bölgeyi bu balıkçı ve karısına tahsis etmiş ve bölge o zamandan sonra ‘Warssawa’ olarak anılmaya başlamış. Zamanla ‘Warszawa’ yani bu günkü halini almış.

Bu hikaye tamamen halk arasında dolaşan bir efsane olması ile birlikte hiçbir kanıta yada delile dayanmamakta. hatta Sawa’nın deniz kızı olarak tasvir ediliği anlatımlar dahi mevcut. Belki bu konu değerli efsanecimiz Zeynep Salahur’un dikkatini celbeder ve biz de konuyu daha derinlemesine öğreniriz. :) Ama benden bu kadar.

 

Şehrin Kuruluşu ve Başkent Oluşu

Bölgede, insan yerleşimine dair izler 10 ve 11. yy’a kadar dayansa da şehirleşme 13. yy’da Mazowian Dükü’nün bu gün ‘Stare Miasto’ olarak geçen ‘Eski Şehir’ bölgesine bir kale inşa etmesi ile başlamış. Şehir ise bundan yüz yıl sonra nüfusun genişlemesi sonucunda ortaya çıkmış.

Kral Sigismund 3. Vasa

Resmi kaynaklara göre 1596 yılında Kral Sigismund 3. Vasa, Krakow’daki Wawel Kraliyet Sarayı’nda çıkan bir yangından sonra kraliyet mahkemesini ve diğer kraliyet bürolarını Varşova Kalesine taşıma kararı almış. Bu tarihten itibaren Varşova Polonya Krallığının gayri resmi başkenti olmuş. Bu taşınmanın sebebi resmi olmayan kaynaklarda ise doktorunun sağlık sorunları olan krala ‘şehir hayatından uzaklaşıp sakin bir kasabaya yerleşme’ tavsiyesi olarak gösterilmektedir. Yani bu günün söylemi ile doktor krala ‘güneye in ve domates yetiştir’ demiş. Kim bilir belkide sarayı bile kendisi yakmıştır. :)

Sonraki yüzyıllar genel olarak kuşatılma ve gelişme hikayeleri barındırır. Sadece 1655-1658 yıllarında şehir üç defa Transilvanya ve İsveç orduları tarafından kuşatılmış, işgal edilmiş yada fethedilmiş. Osmanlı Fatihi olarak bilinen Kral John 3. Sobieski şehri restore ettirerek eski ihtişamına geri kavuşturmuş. 17. yy’ın son çeyreğinde onun hükümranlığında şehir ekonomik, siyasal ve kültürel olarak altın çağını yaşamış. Nam-ı değer Wilanow Sarayı’nın yapımı da bu dönemdedir. Bu refah, Stanislaw döneminin sonuna kadar devam etmiş. (takriben 18. yy ortaları) Bu gün size şehir turunda görmenizi tavsiye edebileceğimiz neredeyse tüm tarihi yapılar, parklar, kiliseler vs. bu dönemde yapılmış eserlerdir.

Özgürlük Adına Çekilen Izdırap

18. yy’ın ikinci yarısından başlayan gerileme trajik bir sonuçla ülkenin Rusya, Prusya ve Avusturya arasında paylaşılması ile sonuçlanmış. Dünya genelinde ikinci, eski kıtada ilk olarak kabul edilen 3 Mayıs 1791 Anayasası dahi bu parçalanmaya engel olamamış. 1795 yılındaki son toprak kaybından sonra Polonya Cumhuriyeti 123 yıl boyunca dünya atlasında kendisine yer bulamamış.

Viyana Kongresi

Polonya’nın müttefiki Napoleon Bonaparte’ın Rus İmparatorluğu ve Prusya Krallığı ile anlaşması sonucu 1807 yılında Varşova Dükalığı, takip eden süreçte, 1815 yılında Viyana anlaşması ile de Polonya Krallığı kurulmuş. Ancak krallık tam anlamıyla Muscovite (eski komünist Rusya başkenti) etkisinde kalmış. Takip eden yıllarda şehir iki ayaklanmaya sahne olsa da Polonya’nın bağımsızlığını geri kazanması 1918 yılında ancak mümkün oldumuş. 1919-1921 yılları arasında Bolşeviklere karşı egemen bir devlet olarak savaşan Polonya, 1920 yılında Varşova Savaşında alınan başarıyı ‘Vistula Mucizesi’ olarak adlandırmaktadır.

Şehir, 1919-1939 yılları arasında gösterdiği hızlı gelişmeler nedeniyle ”Kuzey’in Parisi” olarak adlandırılmış. Lakin bu kısa süren barışın ardından tarihinin en karanlık zamanlarıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır.

 

Savaş Cehennemi

1 Eylül 1939’da Polonya’ya giren Alman birliklerinin Varşova’ya ulaşması sadece dokuz gün sürmüş. Şehir saldırıya üç hafta göğüs gerebilmiş ve sonrasında düşmüş. Uzun işgal yılları Varşova’ya sadece nazi** terörü, bunun sonucu olarak da binlerce kurban getirmiş. Buna rağmen Varşova bütün savaş yılları boyunca işgalcilere karşı muhalefetin merkezi olmuş.

Nisan 1943’de Yahudi arka mahallelerinde çıkan ayaklanma naziler tarafından daha ilk günden bastırılsa da bu ayaklanmayı bastırma adına başlayan zulüm Mayıs ayına kadar devam etmiş. Sonuç tek kelime ile trajedi! Lakin bu yıkım dahi Varşova halkının özgürlüğe olan inancını örseleyememiş. Yaklaşık bir yıl sonra 1 Ağustos 1944’de nazilere karşı gösterilen en büyük ayaklanma -Varşova İsyanı- başlamış.

 

Varşova İsyanı Sonrası

Siviller tarafından desteklenen Yerel Ordu, 63 gün boyunca eşit olmayan şartlarda nazi birliklerine karşı savaşmış ve önemli zararlar verdirmiş. Buna rağmen ayaklanma başarısızlıkla ve insan aklının kolay kolay derk edemeyeceği bir yıkımla sonuçlanmış. Yaklaşık 200 bin insan hayatını kaybetmiş. Tarihi binalar ve sanat eserleri de dahil olmak üzere şehrin %84’ü yıkılmış. Varşova bu işgalden ancak 17 Ocak 1945’de kurtulabilmiş.

Buraya kadar kendi yorumumu katmadan sadece bilgi aktararak gelmeye özen gösterdim. Gördüğünüz üzere bir asrı kapsayan dönemleri birer cümlelik özetler ile geçmeme rağmen sadece işgal, işgal ve gene işgal var. Geçtiğimiz günlerde 103. yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi, Varşova tarihini bilince farklı bir anlama bürünüyor. Bu yüzden hem Leh Halkı’nın özgürlüklerine olan bağına duyduğum saygıyı tekrar etmek hem de Çanakkale geçilseydi bizleri nelerin beklediğini bir nebze olsun hayal edebilmek için 2. Dünya Şavaşı’nda Varşova’yı başka bir yazıda daha geniş anlatmak istiyorum. o yüzden bu yazıda fazla detaya girmiyorum.

 

Zümrüd-ü Varşova (enkazından inşa edilen şehir)

Bilim ve Kültür Sarayı

Enkazından inşa edilen şehir tanımı Varşova için hiç abartı olmayan bir tanım olur. Anlattığım gibi sadece Varşova İsyanı sonrası şehrin %84’ü yerle bir edilmiş. Savaş sonrası erken dönem yoğun bir yeniden yapılanma dönemi olarak geçmiş. Bu yapılanmanın amiral gemisi olarak 1952-1955 yılları arasında Bilim ve Kültür Sarayı inşa edildimiş. Varşovalıların çalışmaları ve çabaları sayesinde, tamamen yıkılan Eski Şehir (Stare Miasto) ve Kraliyet Kalesi, en ince detayına kadar yeniden inşa edildimiş. Bu benzeri görülmemiş başarı UNESCO tarafından 1980 yılında Varşova Eski Şehir (Stare Miasto) Dünya Miras Alanı olarak listelenerek takdir edilmiş.

Şehir Polonya Halk Cumhuriyeti döneminde de muhalif hareketlerin merkezi olmuş. 1968 öğrenci hareketleri burada oluşmuş ve bu oluşum beraberinde büyük bir siyasi kriz getirmiş. Ayrıca aynı döneme denk gelen Papa 2. John Paul’un Polonya’ya hac yolculuğu da Varşova tarihindeki önemli olaylardandır. Ünlü ”Bu torakların gerçekleri ile ruhunun derinliklerine in ve dünyanın çehresinin değişmesini sağla! sözünü burada Plac Zwycięstwa (Zafer Meydanı, daha sonra Plac Piłsudskiego – Piłsudski*** Meydanı olarak değiştirilmiş) ‘da toplanan halka hitaben söylemiş. Bu söylem demokratik bir rejimin ilk işareti olarak algılansa da Polonya ve Varşova bunun için on yıl daha beklemek durumunda kalmış.

 

Serinin devamında görüşmek üzere, bu yazlık bu kadar. :)

 

 


(*)Paragraf tamamen yazarın hayal gücünün ürünü olup gerçek ile yakından uzaktan alakası yoktur. Siz siz olun her okuduğunuza inanmayın. :)

(**)Yazım kuralları gereği büyük harf ile yazılması gereken ‘N’ harfi ahlak ve vicdan kuralları gereği küçük yazılmıştır.

(***)Atatürk’ü bilen Lehlere Piłsudski’yi sorduğunuzda size “Polonya’nın Atatürkü” olarak cevap verir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir